Advert
Advert
Coğrafya kaderdir ve şu anda kaderimizi yaşıyoruz
Cengiz Aygün

Coğrafya kaderdir ve şu anda kaderimizi yaşıyoruz

1994-1997 arasında ABD’nin Ankara Büyükelçisi olarak çalışan Marc Grossman’a atfen anlatılan bir anekdot var.

“Diplomatik kariyerime henüz başlamıştım. İlk görev yerim Pakistan olunca; bölgeye gitmeden önce dışişlerinde deneyimli tanıdıklarım haritada Türkiye’yi işaret ediyor ve “Bu coğrafyaya dikkat et…” diyordu.

Tamam önemliydi ama bu kadar üzerinde durulması nedendi..? Deneyimli bir büyüğüme sormaya karar verdim.

Beni dünya haritasının önüne getirdi ve Anadolu’yu işaretleyerek; “böylesi bir coğrafya insansız bile olsa, önemsiz olur mu… İyice dikkat kesil ve bak..” dedi. Gelin biz de bir dünya haritasının önüne geçelim ve gecikmeli de olsa bakalım. Ama görerek, idrak ederek, akıl ve şuurla bakalım.

Kuzeyi Karadeniz, Güneyi Akdeniz, özellikle Doğu Akdeniz. Batısı Avrupa,

Doğu ve Güneydoğusu Sovyetler Birliği, İran ve Irak, Sovyetler Birliği’nin Çar Deli Petro’dan beri milli hayal ve emeli sıcak denizlere inmek. Ve bunun ön koşulu İstanbul-Çanakkale Boğazlarından geçmek.

Anadolu’nun diğer bir ismi de Ön Asya veya Küçük Asya… Ve hem Asya, hem Avrupa olan tek coğrafya…

Ortadoğu denen cehennemin giriş kapısı ise Ön Asya veya Küçük Asya denen Anadolu coğrafyası.

Şuanda Doğu Akdeniz’de kopan/kopartılan fırtınalara bakarsak; Akdeniz’in sadece bir denizden ibaret olmadığını çok iyi müşahade ederiz ve ediyoruz da… Hal böyleyken bir de ABD gibi küresel hakimin, hakimiyetini daim kılmak için her türlü angajmanı meşru gören ve yapmaktan imtina etmeyen bu ülkenin Ankara’ya atadığı büyükelçilere ve sonrasında ABD yönetiminde ulaştıkları etkinliklere bakarsak; bizim haricimizde herkes, bizim coğrafyamız ve hinterlandının anlam, önem ve küresel hakimiyetin mihenk taşı olduğunun idrak ve bilincinde.

Ki geçen hafta, son dönemlerde büyük devletlerin coğrafyamıza özen ve ihtimam göstermelerine istinaden atanan elçilerin geldikleri görevleri yazmıştım.

Neden peki..? ABD-Fransa-İngiltere istihbarat örgütlerinin başına geçen üç kişinin de daha önce Türkiye’de çalışmış oldukları ve iyi Türkçe konuştukları gerçeğinden hareketle; Türkiye ve coğrafyaya nasıl dikkat kesilip odaklanmışlıklarını, özellikle vurgulamak içindi.

Dilimizden düşmeyen “Dış Güçler” olgusuna bir de bu açıdan bakalım.

Böylesi bir gerçek ve gerçeklik var mı..?

Var… Hatta son 250-300 yıldır var.

Ve dahi, bu “Dış Güçler” denen olgu ve gerçek etkisini artırarak var olmaya da devam edecek.

Bu coğrafya ve mücavirinde olan her olayın “dış güçlerle” alakası var mı..?

Kesinlikle var… En basit veya doğal veya spontane veya doğaçlama gibi görünen olaylarda bile etkisi ve ilgisi var. Hatta öyle bir var ki; bu “dış güçler” dediğimiz güç ve devletler, merkezinde Anadolu’nun olduğu coğrafya/coğrafyalarla ilgili güncel de dahil olmak üzere 5-10-20-30… yıllık planlar hazırlıyor, senaryolar yazıyor, komplo teorileri üretiyorlar.

Neden..? Çünkü bu coğrafya dünyanın merkezi, nirengi noktası, hakimiyetin odağı…

Küresel Tesbih’in imamesi gibi… Hani bir tesbih son tahlilde, imamesi takılınca tesbihleşir ve ancak o zaman tesbih olarak kabul edilir ya; bu da öyle…

Peki eloğlu, elin oğlu, dış güçler, yabancılar, içimizi karıştıranlar, işbirlikçi ayarlayanlar böylesi bir bilinç, idrak, çaba ve çalışma içinde olup; yaşadığımız coğrafya ve sosyolojiye dair her türlü hegemonik algı ve manipülatif dikkati odaklarken; biz ne yapıyoruz…

Kendi topraklarımız, kıyıdaş olduğumuz denizler, komşu olduğumuz coğrafyalarla ilgili nasıl bir çalışma içinde olduk/oluyoruz..!

Acaba coğrafyamızın önem ve değerinin idrak ve şuurunda mıyız…

20-30 yıllık planımız var mıydı, Pardon; 10 yıllık mı vardı yoksa, Pardon pardon; yoksa biz yumurta gelince mi yumurtlayacak yer ararız..!

Ya da “biz Türkler böyleyiz; son anda çıkar noktayı koyarız” hamasetine devamda mıyız..

Veya tembelliğimizi setretmek için İbn-i Haldun’un “coğrafya kaderdir..” tespitini değiştirip; “coğrafyanın kaderliği eskidendi. Şimdi paradigma değişti..”  demeye mi çalışırız..!

Yoksa Şair’in; “Ol mahiler ki; derya içredirler, derya nedir bilmezler” gafletindeki mahiler (balıklar) gibi miyiz..!

Ne isek ne… veya ne değilsek değil…

Evet… Dış Güçler’i asla yok sayamayız, Ama her türlü başarısızlık ve kaybedişimizi de Dış Güçler’e yıkarak sıyrılamayız. Bunu söylerken de herhangi bir siyaseti veya siyasi oluşumu hedefe koymuyorum.

Lütfen kimse sözlerimi popülize etmesin ve güncel siyasetin cenderesine sokmasın. Sözüm bu coğrafyada yaşayan herkesedir.

En tepeden en alttakine kadardır.

T.C. vatandaşı olan ve vatandaşıyım diyen hepimizedir. Dış Güçler diyerek haricimizdekileri ne öcüleştirelim ne de küçümseyelim. Ama öncelikle, biz kendimize bir bakalım.

Ne yapıyor/yapmıyoruz diye düşünelim ve başımızı iki elimiz arasına alarak dünden bugüne bir muhasebe yapalım.

Yoksa, velev ki; dış güçler nedeniyle bile olsa; Kaybedince; kaybetmiş oluyoruz. Gerekçe veya bahane bulmak kaybedişin kaybını azaltmıyor, hafifletmiyor ve dış güçlerin dış’lığının ispatı, ispat edeni de istisna etmiyor..

Bela, musibet, kaybediş geldi mi; bir sel gibi herkesi önüne atıp, sürüklüyor…

Tüm bu nedenlerle de biraz gerçekçi, makul, mantıklı, akıllı-akılcı olalım ve şapkamızı önümüze alıp düşünelim…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Hedefi yenilenebilir enerjide liderlik
Hedefi yenilenebilir enerjide liderlik
Dizel motorların verimliliği yüzde 50’ye çıkarıldı
Dizel motorların verimliliği yüzde 50’ye çıkarıldı
Yangın riskine karşı farkındalık semineri
Yangın riskine karşı farkındalık semineri