Advert
Petrol-Enerji politiği ve yansımaları
Prof. Dr. Beril Tuğrul

Petrol-Enerji politiği ve yansımaları

Temel bileşenleri hidrojen ve karbon olan ve genel bir tanımlamayla “Hidrokarbon” olarak ifade edilen bileşikleri içeren petrolün gerçekte tek ve net bir formülü yoktur. Bu bağlamda, farklı dünya bölgelerinden çıkarılan petrolün (genel bileşenleriaynı olsa da) oransal değerlerinde değişimler söz konusu olabilmektedir. Hatta ham petrol, içeriğine ve kaynak bölgesine bağlı olarak değişik renklerde örneğin: yeşilden siyaha kadar olabilmekte ve farklı akışkanlıkta (viskozitede) bulunabilmektedir. Bütün bunlar da petrolün kalitesini etkilemekte olup farklı fiyatlamaları da söz konusu olabilmektedir.

Petrolün ilk isimlendirmesi Mezopotamya dillerinde taşyağı anlamına gelen “naptu” iken  “nafta”ya evrilmiş olup birçok dilde, yağ anlamına gelen “oil” veya “neft” olarak da isimlendirilmektedir. Doğal şartlarda yer altında ısı ve basınç etkisiyle organiklerin bozulmasından türemiş olan petrol bu nedenle (kömür ve doğal gaz gibi) “fosil yakıt”lar kapsamında anılmaktadır.

Petrol ve petrol türevleri, kalorifik olarak yüksek enerji değerine sahip olmaları ve nispeten kolay taşınabilir olmaları nedeniyle tercih edilmekte ve günümüzde yaygın kullanımı olan yakıt hammaddesi haline gelmiş bulunmaktadır. Bu bağlamda petrol türevleri halen kara, hava ve deniz transportunun temel yakıt elemanı durumundadır. Elektrik enerjisi üretimi için ise fueloil santraları birçok ülkede kullanılmaktadır.

Öte yandan, petrol teknolojik gelişmelere de yön vererek petro-kimya kapsamında, farkında olsak da olmasak da etrafımızdaki hemen her sistemde ve aparatta kullanılan elemanların malzemelerinin temel bileşenini oluşturmaktadır. Dolayısıyla petrol; teknolojiyi, ekonomiyi ve bunların hayata geçirilmesine yönelik olarak enerji-politiği ve siyaseti etkileyen başat argümandır denebilir. 

Günümüzde, borsalarda yerini almış bulunan petrol varil fiyatı artık ekonominin önemli bir paradigması haline gelmiş olup küresel boyutta borsalarda işlem görmekte ve global piyasaları etkilemektedir. Burada ham petrol varil fiyatı ve BRENT petrolden bahsetmek yerinde olacaktır. “BRENT petrol”, Kuzey denizinde bulunan 5 farklı tektonik tabakanın (Broom, Rannoch, Etieve, Ness, Tarbat’ın) baş harflerinden oluşmuş olan BRENT sözcüğü ile kaliteli petrol için bir referans petrol deyimi olarak nitelenmektedir. Bundan ayrı olarak “Petrol İhraç Eden Ülkeler Organizasyonu (Organization of Petroleum Exporting Countries-OPEC)” de (6’sı OPEC üyesi 7 referans petrolün ortalaması olarak) ham petrol varil fiyatını belirlemekte ve olabildiğince stabil tutulmasında etken olmaktadır. Borsalarda ve piyasalarda hem BRENT Petrol ve hem de (esas itibariyle OPEC’in belirlediği)ham petrol varil fiyatları uluslararası petrol piyasasının teşkilinde ve küresel ölçekte fiyatların oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Böylelikle, borsada işlem gören söz konusu bu petrol fiyatları birbirini etkileyerek petrol denge fiyatının oluşmasında etken olmaktadırlar.

Enerji Politik olarak Petrol

Petrol, ekonomi ve teknolojide yerini aldığı gibi enerji-politiğin ana ekseninde yer almakta ve dolayısı ile de dünya siyasetini etkilemektedir. Sanayi devrimiyle birlikte makineleşmenin getirdiği büyük gereksinim çerçevesinde hızla önem kazanan fosil yakıtlar içinde önce kömür ve onu takiben petrol,enerji-politik içinde yadsınamaz bir öncelik kazanmıştır. Bu bağlamda da petrol, enerji politikalarının vazgeçilmez bir metaforu haline gelmiştir.

Üzerinde durulması gereken bir husus, kanıtlanmış petrol rezervlerinin dünyada homojen dağılmamış olmasıdır. Fazla olarak, söz konusu bu kanıtlanmış petrol kaynakları esas itibariyle Orta Doğu’da yer almakta olup dünya kanıtlanmış petrol rezervlerinin 2/3 ü kadarını temsil etmektedir. Öte yandan, petrol tüketimi en çok olan ülkeler ise genellikle dünyanın diğer bölgelerinde yer almamaktadırlar. Bu durum, enerji arz güvenliği bağlamında dikkatlerin Orta Doğu’ya çevrilmesine neden olmaktadır.  İşte günümüzün başat enerji-politik sorununu da bu durum oluşturmaktadır. Bir başka deyişle, petrol rezervlerine sahip olan ülkelerle en çok petrol tüketen gelişmiş ülkeler arasındaki ilişki, çoğu kez ekonomik bağlamda düşünülse de gerçekte enerji-politik ve uzantısında dünya siyasetini etkileyen ve sıcak çatışmalara kadar varan olayların başat nedenini oluşturmaktadır.

Bilgi çağına girilirken, gerçekte enerji gereksiniminin ve dolayısıyla halihazırdaki başat enerji kaynağı olan fosil yakıtların içinde petrolün kullanımı yadsınamaz boyutlarda artmaktadır. Günümüzde taşıma sektörünün petrole dayalı olduğu, fuel-oil’in elektrik santralarında kullanıldığı ve asrımızın önde gelen sektörlerinden birinin petro-kimya sektörü olduğu düşünülürse petrolün niçin dominant bir hammadde olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Her ne kadar elektrik üretimi için 21. yüzyılda yenilenebilir enerji kaynakları öne çıkartılmak istense de en bilinen (rüzgâr, güneş, dalga vb. gibi) yenilenebilir enerji kaynakları yazık ki, emre amade enerji kaynakları değildirler. Bir başka deyişle mevsimsel ve gün içi değişimlerden etkilenen enerji kaynaklarıdırlar ve her istendiğinde anda istenen güçte enerji üretememektedirler. Buna karşın fosil yakıtlı santralar ve nükleer santralar emre amade santralar olup her istendiğinde tam güçte elektrik üretebilmektedirler. Bu husus ta fosil yakıtları öne çıkaran bir husus olmaktadır.

Bu durumda, ilk akla gelen soru, böylesi büyük miktarlardaki tüketime ve arta giden talebe petrolün yeterli olup olmayacağıdır. Kısaca bu sorunun cevabı, yakın ve orta vadede hatta uzun vadede petrolün yeterli olduğu şeklindedir. Zira en son bulunan rezervler ve yapılan derin katman değerlendirmeleri ve de deniz dibi araştırmaları, dünya petrol rezervlerinin düşünülenden çok daha fazla olduğunu göstermektedir. “Piramit Modeli”olarak nitelenen betimleme çerçevesinde petrol rezervleri (zannedildiği gibi) bitmemektedir. Buna karşın, tespit edilen petrolün;kanıtlanmış rezervlerin bulunduğu bölgelerde ve fakat daha derinlerde büyük miktarlarla bulunduğu ifade edilmektedir. Bir başka deyişle, petrol genel bölge olarak aynı yörelerde bulunmakla beraber yakın çevresel lokasyonlarda olduğu, dolayısı ile yeni kuyuların açılması için yeni lisans veya imtiyazların alınmasının gerekli olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durum, var olan (genellikle I. Dünya savaşını takiben alınmış olan) imtiyaz ve lisansların yeterli olmayıp yeni mahalli bölgeler içinyeni imtiyaz ve lisansların alınması zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. İşte bu keyfiyet, yeni rezerv bölgeleri için imtiyaz ve lisans almak isteyen aktörlerin sayısının “çok” olması ve dolayısıyla ortaya çıkan müthiş rekabet nedeniyle günümüzün sıcak çatışmalarına kadar evrilen inanılmaz boyutlardaki rekabeti gündeme getirmiş bulunmaktadır.

Burada şunu da belirtmek gerekir ki; petrolün taşınması da en az petrol rezervlerinin bulunması ve çıkartılması kadar stratejik önem taşımaktadır. Petrol taşımacılığında deniz taşımacılığı halen de etkinlikle tercih edilmekle beraber, tankerlerle yapılan deniz taşımacılığından ayrı olarak petrol boru hatlarının kullanımı da yaygınlık kazanmış bulunmaktadır. Bu bağlamda enerji-politik manada petrol rezerv bölgesi ülkeler kadar petrolün taşındığı güzergâh üzerindeki bölge ve ülkeleri de öne çıkmaktadır. Nitekim rezerv bölgesi ülkelerle, terminal ülkeler ve de (deniz ve kara) taşıma hatları üzerindeki ülkelerin hemen hepsinin (1,5 yüzyılı aşkın bir süredir) sorunlar yaşadığı gözlenmektedir.

Tüm bu hususlar enerji-politik sorunların ve rekabetlerin dünyadaki siyasi olayları yönlendirmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu bağlamda, özellikle petrol varil fiyatlarında sert iniş çıkışların olduğu zamanlarda genellikle sıcak çatışma ve savaşlar görülmektedir. Şekil 1’deki grafik bu durumu açık olarak göstermektedir.

Günümüzde, bütün bunlara ilaveten dünyayı tehdit eden “Yeni CoronaVirüs (veya COVID-19)” salgını nedeniyle önemli bir kriz yaşanmaktadır. COVID-19, her şeyden önce bir sağlık sorunu olmakla beraber birçok sektörü etkileyen ekonomik sorun halini de almış bulunmaktadır.

Bu bağlamda, petrol fiyatları da önemli düşüş göstermektedir. Şekil 2’de son 10 yıldaki petrol fiyatı değişimi görülmektedir. Görüldüğü üzere, yaşadığımız süreçte petrol fiyatlarının önemli ölçüde düştüğü ve son 10 yılın en düşük seviyesine ulaştığı (ve 25 USD’ın da altına inebildiği) gözlenmektedir.

Petrol fiyatlarının düşmesinin şimdilik güncel yansımaları petrol türevlerinin (benzin, motorin vb.) fiyatlarının düşmesi olarak kendini göstermiş bulunmaktadır. Bu düşüşün temel nedeni COVIG-19 salgını nedeniyle dünya petrol talebinin düşüyor olmasıdır. Zira dünyada (sağlık sektörü dışında) hemen her sektör bu salgının yarattığı çalkantıdan etkilenmiş ve yavaşlamış hatta durma noktasına gelmiş bulunmaktadır. Bu yavaşlamanın en fazla etkin olduğu ülkelere bakıldığında en çok enerji gereksinimi olan ülkelerin önde yer aldığı gözlenmektedir. Başta Çin, ABD ve AB olmak üzere birçok gelişmiş ülkeyle beraber gelişmekte olan ülkelerde de petrol talebi genel olarak azaldığından petrol fiyatları da düşmektedir. Bu düşüş, özellikle dünyada COVIG-19 salgınının batı ülkelerindeki etkisini kuvvetle hissettirdiği Şubat-Mart 2020 döneminde dramatik şekilde görülmektedir. Bu durumun birkaç ay daha sürebileceği öngörülmektedir.

Şubat 2020 ortasından Mart 2020 ortasına kadar geçen süreçte yaklaşık petrol varil fiyatında 33 USD gibi bir kayıp gözlenmektedir. Bir başka deyişle, bir ay içinde yaklaşık% 62 mertebesinde bir düşüş yaşanmış olduğu tespit edilmektedir. Bu durum ekonomik olduğu kadar enerji-politik açıdan da üzerinde dikkatle durulması gereken bir keyfiyeti ifade etmektedir.

Ekonomik beklenti; talebin düşmesi durumunda petrol arzının, bir başka deyişle petrol çıkarımının kontrol edilerek fiyat dengesinin sağlanması yönündeydi. Oysa, burada enerji-politik bağlamda bir manipülasyon olduğu gözlenmektedir. Şöyle ki; petrol üretici ülkeler arasında farklı enerji-politik görüşler ortaya çıkmış bulunmaktadır. Öncelikle, en önemli ekonomik girdisi petrol olan Rusya petrol çıkarımını düşürmeyi ret etmiştir. Bu karar açıklanınca, petrol çıkarımını kontrol etmeyi düşünen petrol rezerv ülkelerinde de petrol çıkarımı değerlerinin hemen aynı miktarlarda korunduğu gözlenmektedir.

Burada, dünya petrol ihracatında kayda değer payı bulunan Suudi Arabistan’ın önemli rol oynayan bir aktör olduğu görülmektedir. Rusya’nın kararını açıklamasından sonra Suudi petrolüne ortaklığı olan (gelişmiş ülke) paydaşlarının Suudi petrolü çıkarımının devamının sağlanması konusunda Suudi yetkilileri etkilediği söylenebilir. Benzer davranışlar Kuveyt ve Bahreyn gibi diğer petrol ihracatçısı ülkelerden de gelince petrol fiyatlarındaki böylesi dramatik düşüşler görülür olmuştur.

Şunu da belirtmek gerekir ki; petrol ihracatçısı ülkeler talep güvenliği bağlamında böyle bir refleksi gösteriyor olmaktadırlar. Bir başka deyişle, petrol üreticisi olan ülkeler toplu halde hareket etmedikleri durumda, petrol çıkarımını düşüren ülke veya ülkeler müşterilerini kaybetme riski ile karşı karşıya kalacaktır. Zira (bir kısım ülke petrol çıkarımını kısarken) petrol çıkarımına devam eden ülke veya ülkeler petrolü daha ucuza satacağından haksız rekabet şartları oluşabilecektir.

Petrol fiyatlarında yaşanan bütün bu gelişmelerin, COVIG-19 salgınını şiddetle yaşayan ve petrol alıcısı durumunda olan ülkeler için enerji-politik açıdan olumlu yansımaları olması beklenebilir. Bu bağlamda petrol ihtiyacının % 90’nını aşkın miktarda yurt dışından temin eden Türkiye için de bu durum benzer olarak yorumlanabilir. Zira petrol ödemeleri, petrol rezervine sahip olmayan veya yeterince sahip olmayan ülkelerin bütçelerinde önemli yer tutan kalem durumundadır. Örneğin; Türkiye için enerji kaynaklarına yapılan ödemeler bütçe açığının temel nedeni olarak gösterilmektedir. Salgın nedeniyle talep düşmüş olsa da petrolün bütçede hala önemli bir kalem olması nedeniyle petrol fiyatlarının düşmüş olması (COVIG-39 salgını ile mücadele için de) olumlu bir yansıma gibi görülebilir. Ancak, orta ve uzun vadede farklı enerji-politik sonuçlar ortaya çıkabilecektir ve tüm ülkeleri farklı şekillerde etkileyebilecektir.

Sonuç

Yaşanmakta olan COVIG-19 salgını (yukarıda açıklandığı üzere) petrol fiyatlarını ve dolayısıyla ekonomiyi etkileyen farklı bir paradigma oluşturmaktadır. Ancak sağlıktan ayrı olarak yansımaları, ekonomik etkisinden de daha başat şekilde belki de enerji-politik olarak yaşanacak gibi görünmektedir. Şöyle ki; düşüş trendi gösteren petrol fiyatları petrol ihracatçısı ülkeleri çok farklı şekillerde etkileyecektir. Rusya dâhil genellikle temel girdisi petrol gelirleri olan ülkeler için petrol fiyatlarının düşmesi enerji-politik yansımalarla OPEC ülkelerinde çalkantılara neden olabilecektir. Bu çalkantılar ise ülkelerin iç yapılarının karakterine bağlı olarak siyasi değişimlere evrilebilecektir. Bir başka deyişle,enerji-politik kaynaklı olarak petrol tedarikçilerinde oluşabilecek karmaşa, COVIG-19 salgınının ülkelerde neden olacağı düşünülen deformasyonlarla birleşerek tüm dünyayı ilgilendiren konjüktürel değişimler olarak yansıyacaktır.

Ülkemizin jeopolitiği, konjüktürel enerji politiğe yön verecek mahiyettedir. Bu bağlamda, pandemik bir salgın halini almış olan COVIG-19 salgınını başarıyla hem sağlık ve hem de ekonomik bağlamda atlatabilmemiz ve aynı zamanda sahip olduğumuz enerji-politik pozisyon ve kazanımları kaybetmememiz ülkemiz için kritik üstü bir önem taşımaktadır.

Öz olarak; borsaları yönlendirecek kadar önemli olan petrol ve petrol ile ilgili enerji-politik gelişmeler, farklı sektörleri ve dolayısıyla küresel ölçekte tüm ekonomileri ve ülkelerin kendi enerji politiklerini kuvvetle etkilemesi şaşırtıcı olmayacaktır. Yeni bulunan petrol rezervleri ve yeni boru hatları projelerinin yönlendirmesiyle ortaya çıkan yeni (ve acımasız) enerji-politik rekabet, ekonomik çalkantıları olduğu kadar enerji-politik gelişmeleri tetiklemekte ve konjüktürel dengeleri etkilemekte olup hele ki COVIG-19 gibi küresel etkisi olan fenomenlerle birleştiğinde global istikrarı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilmektedir. Unutulmamalıdır ki; (Şekil 1’den de anlaşıldığı üzere) petrol fiyatlarındaki ani düşüş ve çıkışlar gerçekte enerji-politik savrulmalar olup, dünya siyasetinde yeni denge oluşumlarını ve hatta sıcak çatışma ve konjüktürel değişimleri manüple etmektedir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Yerli ve Milli Medikal Hava çözümleri seminerinin mimarı gazeteci hedef alındı
Yerli ve Milli Medikal Hava çözümleri seminerinin mimarı gazeteci hedef alındı
Yenilenebilir Enerjinin desteği 'Yektem' iyi ki var..!
Yenilenebilir Enerjinin desteği 'Yektem' iyi ki var..!
Üretim tesislerine verimli, güvenli ve uygun maliyetli çözümler sunuluyor
Üretim tesislerine verimli, güvenli ve uygun maliyetli çözümler sunuluyor